Ülkemizde çokça karşılaşılan hukuki kurumlardan biri de murislerin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla başvurduğu muvaaza kurumudur.Özellikle ülkemizin bir kısım bölgesinde murisler sağlıklarında herhangi bir ihtiyaçları olmaksızın sırf kız çocuklarının miras haklarını ortadan kaldırmak veya azaltmak amacıyla erkek çocuklarına yada diğer kan hısımlarına bir taım taşınmazlar devretmektedirler.Muris muvazaası, miras bırakanın (muris) gerçek iradesinin mirasçılarından mal kaçırmak olması amacıyla, görünürde başka bir hukuki işlem (örneğin satış) yaparak malvarlığını devretmesidir.Muris muvazaası kanunlarımızda düzenlenmiş bir kurum olmayıp tamamen yargı içtihatlarımızla ve özellikle,
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihinde verdiği 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla hukukumuza girmiştir. 74 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararındaki esaslar yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.05.1987 tarihinde verdiği 4/5 sayılı kararıyla (usuli düzenlemeye ilişkin eklemeler hariç) teyit edilmiştir. 16.03.1990 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da içtihat değişikliğine yer olmadığı yönünde karar verilmiş ve “muris muvazaası” kavramı kurumsallaşmıştır. Tanımından da anlaşıldığı üzere, muris muvazaasından bahsedilebilmesi için öncelikle görünürde bir işlem olması gerektiği tartışmasızdır. (“Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2015/1102 K. 2020/358 T. 25.06.2020)
MURİS MUVAZAASININ UNSURLARI VEUYGULANDIĞI DURUMLAR
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/10508 K. 2022/1957 T. 10.03.2022:”Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun 706., Türk Borçlar Kanunu’nun 237. (Borçlar Kanunu’nun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 günlü 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma yönünde olması hâlinde uygulanabilir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır.”
Muris muvazaası, uygulamada genellikle tapu iptali ve tescil davalarına hukuki dayanak teşkil eder.Mirasçılar, miras bırakanın muvazaalı işlemle devrettiği taşınmazların miras payları oranında kendi adlarına tescilini talep edebilirler.
Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için,aşağıda belirteceğimiz 4 unsurun bulunması gerekmektedir.
1-)Görünürde bir işlem olması gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/359 K. 2011/405 T. 08.06.2011:”Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini, genellikle satış veya ölünceye kadar bakma akdi ile gizlerler. Görünüşteki sözleşmenin vasfı, tamamen değiştirildiğinden muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşır ( Özkaya,Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 1999, s.293 ).”
Muris, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.Yani muris aslında bağışlamak istediği bir taşınmazını iradesini tapuda bağış olarak değilde satış sözleşmesi veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak açıklaması gerekmektedir.Burada görünürdeki işlem satış sözleşmesi veya ölünceye kadar bakma sözleşmesidir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun 706., Türk Borçlar Kanunu’nun 237. (Borçlar Kanunu’nun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizsizliği ileri sürebilirler.
2-)Mirasbırakanın (muris) muvazaalı işlemi yaparken mirasçılarını aldatma kastı bulunmalı ve bu işlemin asıl amacının mirastan mal kaçırmak olması gereklidir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/359 K. 2011/405 T. 08.06.2011:”Burada, aldatılan mirasçının temlik tarihinde mirasçı olup olmamasının herhangi bir önemi yoktur. Temlik tarihinde, miras bırakanın aldatma amacı güttüğü bir mirasçısının bulunması ve iptal davasının açıldığı tarihte de mirasçı sıfatını taşıması yeterlidir.
Çünkü, görünüşteki işlem, tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için, hukuki sonuç doğurmamaktadır. Müeyyidesi mutlak butlan olan ve başlangıcından itibaren hükümsüzlük ifade eden işlem, onay veya zaman geçmekle geçerlilik kazanmayacağına göre, işlemden sonra mirasçılık sıfatı alan kişiler için de geçerli hale gelmez ( Özuğur,Ali İhsan, Açıklamalı-İçtihatlı Tenkis, Mirasta Denkleştirme ve Muvazaa Davaları, 2005, s.309).”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/359 K. 2011/405 T. 08.06.2011:”Muris muvazaası ile taraf muvazaası arasında kasıt yönünden farklılık vardır. İlkinde, mirasçıları, diğerinde ise üçüncü kişileri aldatma ve zarar uğratma kastı vardır. Bu nedenle muris muvazaasında, murisin mirastan mal kaçırmak amacıyla hareket edip etmediği önemlidir. Bunun dışında mirasçıların kim olduğunun önemi yoktur.”
3-)Muvazaa Anlaşması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/359 K. 2011/405 T. 08.06.2011:”Miras bırakan ile karşı taraf arasındaki görünüşte yapılan sözleşmenin niteliğini değiştiren, hiç bir şekil şartına bağlı olmayan, tarafların beyanları ile iradeleri arasında bilerek meydana getirdikleri, uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması”
4-)Gizli Sözleşme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/359 K. 2011/405 T. 08.06.2011:”Miras bırakan ile karşı tarafın gerçek iradelerine uygun olan ancak saklanan ve genellikle bağış sözleşmesi şeklinde yapılan gizli sözleşme. Taşınır mallarla tapusuz taşınmazların devrine ilişkin gizli sözleşme şekle tabi değildir ancak tapulu taşınmazlarda geçerli olması için gizli sözleşmenin resmi şekilde yapılması gereklidir. Şekle aykırılık, yargılamanın her safhasında taraflarca ileri sürülebilir, hakim tarafından da re’sen dikkate alınır.”
SONUÇ
Muris muvazaası davası, miras bırakanın sağlığında yaptığıdevirlerinin gerçek amacını gizleyerek mirasçılarından mal kaçırma amacıyla yapıldığı iddiasına dayanır.Muvazaa iddiası davacı taraf tanık dahil her türlü delille ispat edebilecektir.Muvazaa iddiasının ispat edilip edilmediğine mahkeme kabul veya red kararı verebilecektir.
Muvazaası iddiası kanıtlanırsa yani muris sırf mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ivazsız devirler yapıldığı ispat olunursa, davakabul edilirve böylece muvaaza iddiasına konu taşınmazlarıntapu kaydı iptal edilir ve mirasçıların miras payları oranında adlarına tescil kararı verilir
Eğer muris muvazaası iddiası kanıtlanamazsa davanın reddine karar verilir.



